Zamanın Ruhu: Arnavutköy

2015-03-09 01:09:00
Zamanın Ruhu: Arnavutköy |  görsel 1
Zamanın Ruhu: Arnavutköy |  görsel 2
Zamanın Ruhu: Arnavutköy |  görsel 3

Evliya Çelebi’nin satırlarına konu olmuş tarihi ile günümüzdeki birçok semtten ayrılan Arnavutköy, sokakaları, insanları ve kendine özgü mimarisi ile dikkatleri çekiyor.

Yazı &Fotoğraflar: Gizem AYRİÇ

İlkçağda adı Hestai olarak bilinen Beşiktaş’ın eski semtlerinden biri o/lan Arnavutköy, 1500 yıllık tarihi, iki kitayı ve İstanbul'un iki yakasını birbirine bağlayan Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin bağlantı yollarını bulundurduğu için günlük ortalama 2 milyon kişinin geçtiği canlı bir alan olma özelliği ile dikkatleri üzerine çekiyor. Ayrıca son dönem Osmanlı mimarisi eserleri, Boğaziçi yamaçlarındaki doğa manzaraları ile dokuz üniversite ve Levent-Maslak hattındaki iş merkezleri gibi tarihi, kültürel ve ekonomik nedenlerle kendisini cazip kılan pek çok özelliğe sahip olan Arnavutköy’ün ismini nereden aldığı tam bilinmemektedir.

Farklılıklar ve yaşam

Boğaziçi’ndeki önemli ibadet yerlerinden biri olan ve I. Kostantin tarafından yapılan  Ayios Mihael Kilisesi’ne ev sahipliği yapan Arnavutköy semti, bir rivayete göre ismini Fatih Sultan Mehmet'in Arnavutluk'a egemen olmasından sonra yörelerinden bu semte getirilen Arnavutlardan almıştır.

Evliya Çelebi mavinin ve yeşilin egemen olduğu kendine has mimarisiyle dikkan çeken Arnavutköy’ü şöyle anlatıyor: "Ekmeğinin ve peksi­metinin beyaz, Yahudiler'inin sahib-i zevk ve ehl-i saz, Rum Hıristiyanlar'ının kavmi-i laz, ce­maati Müslim'in gayet az"

Evliya Çelebi’nin de bahsettiği gibi bu semtte birçok farklı inanış ve ırkdan mensup insanlar bir arada yaşıyordu. 16. yüzyıldan sonra ünlü bir mesire yeri olarak bilinen semtin nüfusu 19. yüzyılın ortalarına kadar Rumlar ve Museviler'den oluşuyordu. Sultan II. Mahmut döneminde ise bölgeye Müslümanlar yerleştirilmeye başlandı. 1912 tarihli bir Şirket-i Hayri­ye yıllığında Arnavutköy'deki Müslüman nüfusun oranı yüzde 7 olarak gösteriliyor.  Aradan 87 yıl sonra 1999 genel seçimlerinde yapılan sayımda bu oran yüzde 97 Müslüman, yüzde 3 ise gayrimüslim olarak değişiklik göstermiş.

Sözlü tarih çalışmalarından elde edilen bilgilere göre ise Birinci Dünya Savaşı ve onu takip eden yıllarda Anadolu'dan semte Ermenive Rum vatandaşlarının iç göçü olduğu anlaşılıyor. Doğma büyüme Arnavutköylü olan 70 yaşındaki Ayşe Sunay semtinin geçirdiği değişimi söyle anlatıyor: “Arnavutköy’de Eskiden Rumlar vardı. Sonra sonra gittiler hepsi Yunanistan’a.  Burayada Türkler geldi” Televizyonun her eve girmediği 1970li yıllarda Arnavutköy’de açık ve kapalı sinema salonu olarak Dayının Sineması adlı sinema salonu bu semti diğer semtlerden ayıran en önemli özelliğiydi.  Sunay, Dayının Sineması’nı bizim sinemamız olarak bahsediyor ve kapandığı için çok üzüldüğünü dile getiriyor. Sahibi vefat edince de, Dayının Sineması’nın da kapandığını da belirtiyor. Ayrıca, Yunanistan’a göç eden komşularının yazın hala ziyarete geldiğini belirten Sunay o günlerdeki komşuluk ilişkilerinin daha güzel olduğu da bir diğer gerçek.

Kara ay: Eylül

Arnavutköy’ün tarihi yapılarından biri olan Rum Ortodoks Taksiarhi Kilisesi’ne uğruyoruz. Bizi kiliseyi korumakla görevli olan 74 yaşındaki Yanni Hutu karşılıyor. Doğma büyüme Arnavutköylü olan Hutu 32 yıldır kilisenin koruyucularından.  Yaptığı işten memnun görünen Hutu kilisenin tarihini anlatmaya koyuluyor: “Bu kilise 1899’da kuruldu. Aynı zamanda aşağıda dört tane mezar var. Kiliseyi kuranların mezarları.Ayinlerimiz ise pazar dokuz da başlıyoruz on bir de bitiyor”

Eylül’ün en karanlık günleri olan 6-7 Eylül herkesi olduğu gibi Arnavutköy’ü ve sakinlerini de etkilemiş Yanni Hutu o günleri şu şekilde anlatıyor: “O zamanlar ben 15 yaşındaydım. Ben marangozhanede çalışıyordum. Burda bir tane Arnavutköylü marangoz vardı Tophane’de çalışıyorduk. 3 kişiydik. O akşam bizim dükkanın karşısında başka bir gayrimüslüman marongaz vardı. Onun dükkanını kırmaya başladılar. Onu kırınca biz haber aldık dükkanı hemen kapattık geldik evimize. Evimize de gidemekdik. Buraya geldik kalabalık vardı . Dağdan dolaştık evimize geldik. O anda saat on biri on geçiyordu. Çanlar çalıyordu. 3 kişi girdi buraya. Buraya da giremediler, dışarda iskele vardı boya yapıyorlardı. İskeleden çan kulesine ordan da aşağı geldiler. Aşağıda bir bayan yatıyordu. Ölü yani. O bayanı alıp buraya yukarı çıkardılar. 3 sefer de yangın çıkarmışlar. Allah tarafından söndü. Gittiler bir çok akrabamız artı korkudan mıdır nedir bilmiyorum. Diyeceksin sen neden burdasın? Korkmadım ben. Evime gittim. Onlar geçerken evime bayrak astım. Bir müslümanarkadaşım demişti bayrak as diye. O da yağma yapan büyük bir ailenin oğluydu. Sakın dedi bu evi dokunmayın. Ve geçip gittiler yine aynı adam dokunmayın dedi bu eve.”

Bizans'tan itibaren 19. yüzyıla kadar bağcılık yapılan Arnavutköy'de bağ, bahçe ve bostanlarda yetişti­rilen sebzeler, meyveler ve tutulan balıklar, İstanbul pazarlarına "Pazar Kayığı" adlı kayıklar­la götürülürmüş. Frenk ve Osmanlı olmak üzere iki ayrı çeşidi olan ünlü Arnavutköy çileğini ise ilk kez yine aynı yüzyılda Ipsilanti ailesi üretti. 1960’lı yıllara kadar özellikle Rumlar tarafından işletilen meyhaneleri, balık ve deği­şik mezeleri ile ünlü olan semtin 1980 sonra­sında, yalıların önünden ve denizin içinden geçen kazıklı yol gibi düzenlemelere karşın, Boğaziçi'nin SİT alanı olmasından sonra tarihi dokusu değişikliğe uğramadı. Yanni Hutu, eskiden Arnavutköy’de yetişen Arnavutköy çileğini özlemle anlatıyor ve “Artık kalmadı. Ne o ne de dut ağaçları,” diyor.

Türkan Hoca

Arnavutköy semti yakın tarihte Türkiye’nin önemli doktor ve akademisyenlerinden biri olan Türkan Saylan’ın son günlerini geçirdiği yer olarak hafızamızda yer edindi.  Saylan, uzunca zaman burada yaşadı ve gözlerini yine çok sevdiği evinde  hayata yumdu. Şimdi ise Türkan Hocanın evinde oğlu Çağlayan Örge yaşamakta. Örge annesi Türkan Saylan ve ağabeyi Çınar ile 35 yıl önce Arnavutköy’deki 2 katlı ahşap binaya taşınmışlar. “Eskiden Mecidiyeköy’de bir apartman dairemiz vardı annem onu satıp bunu aldı. Sonra o günden beri yaşıyoruz burada ama çok tamirat ve bakım istiyor. Güzel ahşap bir ev” diyen Örge Türkan Hoca’nın öğrencilerinin hala Arnavutköy’deki evlerine uğradıklarını söyledi.

Bir semtin ruhunu ayakta tutan şey tüm yaşadıklarına rağmen hayata sımsıkı tutunmasıdır. Arnavutköy 1500 yıllık tarihi ile hala eski dokusuyla birlikte hayatta. Sokaklarındaki sıcaklık, bitmeyen bir şarkının notası gibi.

 

 

58
0
0
Yorum Yaz